
























| Derece | Ad Soyad | İl | Süre | Puan |
Bir gün Peygamberimiz Medine çarşısında dolaşırken buğday dükkânının birinde, buğday yığınına elini daldırmış ve altının nemli, üstünün ise kuru olduğunu görmüştür. Sebebini sorduğunda, buğday sahibi; bu durumun yağmurdan kaynaklandığını ileri sürmüştür. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurarak onu ikaz etmiştir.
Bir gün Hz. Peygamber mescide girdiğinde iki grup görür. Bir kısmı namaz (nafile) kılmakla diğer bir kısmı da ilim öğrenmekle meşguldür. Hz. Muhammed, ilim öğrenenlerin arasına katılıp oturmuştur. O, bu tavrıyla bilgi öğrenmekle uğraşan kimselerin değerini yükseltmiş ve insanları ilme teşvik etmiştir.
Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda bana yapılan eziyet kadar kimseye eziyet yapılmamıştır. Kimse benim kadar baskıya maruz kalmamıştır. Öyle otuz gün ve gece geçirdim ki benim ve Bilal’ın yanında yiyecek hiç bir şey kalmamıştı.” O, sabırla bunların üstesinden gelebilmiştir.
Hz. Muhammed doğayı ve hayvanları korumaya önem vermiş, çevrenin temiz tutulmasını öğütlemiştir. Ayrıca kişinin içinde yaşadığı evi, bahçeyi, meydanları, piknik alanlarını ve yolları temiz tutmasını istemiştir.
Peygamberimiz doğanın ayrılmaz parçası olan ağaçlara da önem vermiştir. “Bir kimse ağaç diker de bunun meyvesinden insan, hayvan veya kuş yerse, yenen şey onun için bir sadaka yerine geçer.” sözleriyle Müslümanları ağaç dikmeye teşvik etmiştir.
İslam düşüncesinde insanlarla fikir alışverişinde bulunmaya istişare denir. Hz. Peygamber, “Her şeyi en iyi ben bilirim.” anlayışıyla hareket etmemiştir. O, “Danışan asla pişman olmaz.”, “Bir millet, işlerini danışma ile yürüttüğü sürece sıkıntıya düşmez.” sözleriyle İslam’da danışmanın önemini ortaya koymuştur.
Hz. Muhammed İslam’ı anlatmak için bir gün Taif’e gitmişti. Ancak Mekke müşriklerinin kışkırtmasıyla Taifliler Peygamberimize beklenmedik bir tepki gösterdiler. Hz. Peygambere taş attılar, geçeceği yollara diken attılar. Hz. Peygamber buna çok üzülmüştü ve onlar için, “Rabb’im, halkımı bağışla, onlar ne yaptıklarının farkında değiller.” diye dua etmiştir.
Sevgili Peygamberimiz yetimlere ve yoksullara karşı da çok merhametliydi. Peygamber Mescidi’nin yanında kimsesizlerin kalabileceği bir yer (suffe) yaptırmıştı.
Hz. Peygamberin hayatında istişare ile ilgili pek çok örnek vardır. O, kızlarını evlendirme konusunda ailesiyle istişare ederek karar vermiştir.
Hz. Peygamber, savaş esnasında dahi kadınlara, çocuklara, sivil halka, mabetlere ve din adamlarına dokunulmamasını ve çevreye zarar verilmemesini istemiştir. Asıl önemli olanın gönülleri kazanmak olduğunu vurgulamıştır.
Hz. Peygamber hicretin sekizinci yılı Mekke’nin Fethi’ne giderken bir vadide, yolun kenarında yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpek gördü. Bir sahabeyi çağırıp köpeğin ve yavrularının rahatsız edilmemesini sağlamak üzere ordu geçinceye kadar orada nöbet tutmasını emretti.
Hz. Muhammed daha peygamberlik görevi verilmeden önce de haksızlıkların karşısında duruyor ve haklının yanında yer alıyordu. Bundan dolayı Erdemliler Topluluğu(Hilfu’l Fudul)’na katılmıştır. Bu yolla haksızlığa uğrayan, güçsüz ve kimsesiz insanların hakkını korumuştur.
Kendisine ilk vahiy geldiğinde önce eşi Hz. Hatice’ye danışmış, sonra da onun önerisiyle bilge bir kişi olan Varaka’ya gitmiştir. Onun görüş ve düşüncelerini alıp peygamberliği konusunda söylediklerini dikkatle dinlemiştir.
Hz. Peygamber kul hakkına çok önem verirdi. O, kul hakkının büyük bir sorumluluk gerektirdiğini belirtmiş ve bu sorumluluk bilinciyle yaşamıştır. Örneğin vefatından birkaç gün önce bütün Müslümanların önünde, “Ey Müslümanlar, şayet birinize haksız bir muamelede bulunmuşsam onu ödemeye hazırım. Kimin hakkı varsa işte şahsım işte malım gelsin alsın.” diyerek üzerinde hiç kimsenin hakkının kalmasını istememiştir. Bu uygulamasıyla bütün insanlığa örnek olacak asil bir davranış sergilemiştir.
Sevgili Peygamberimizin küçük oğlu İbrahim bir buçuk yaşındayken hastalanmıştı. Son nefeslerini veren İbrahim’in acısına dayanamadı. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Hem ağlıyor, hem İbrahim’i bağrına basıyor, kokluyor ve öpüyordu. Peygamberimizin yanında bulunan arkadaşları bu duruma çok şaşırmışlardı. “Siz de mi ağlıyorsunuz?” diye sordular. Sevgili Peygamberimiz şaşkınlık içinde kendisine bakan arkadaşlarına dönerek şöyle dedi: “Göz yaşarır, yürek sızlar. Ancak biz Rabbi’mizin hoşuna gitmeyen bir söz söylemeyiz. Bil ki ey İbrahim! Senin ayrılığına dayanamıyoruz.
Hz. Muhammed bir defasında eşine şöyle tavsiyede bulunmuştur: “Ey Aişe! Anlayışlı ve hoşgörülü ol. Anlayış ve hoşgörünün bulunduğu yer güzelleşir. Bunların olmadığı yer ise çirkinleşir.”
O hicret ederken mağarada müşrikler tarafından yakalanmak üzere oldukları bir anda “...Üzülme! Allah bizimle beraberdir...” diyerek yol arkadaşı Hz. Ebu Bekir’i teselli etmiş ve soğukkanlılığını hiç bozmamıştır.
Hz. Muhammed, Uhut Savaşı’nda dağılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan ordunun toparlanmasını sabır ve cesaretiyle sağlamıştır. Bu savaşta birkaç yerinden yaralanan, dişi kırılan Hz. Peygamber cesaretinden hiçbir şey kaybetmemiştir.
On yaşından itibaren Peygamberimizin yanında kalan Enes bin Malik Allah’ın Elçisinden bir defa bile azar işitmediğini söylemiştir.
Hz. Peygamber, “İnsanlar iki nimetin değerini bilmezler. Bunlardan biri sağlık diğeri boş vakittir.” buyurarak boş vaktin iyi değerlendirilmesini vurgulamıştır.
Bir başka hadisinde de “Elinizde bir ağaç fidanı varsa kıyamet kopmaya başlasa bile onu dikecek vaktiniz olursa mutlaka dikin.” buyurarak yapılacak bir işin ertelenmemesi gerektiğine vurgu yapmıştır.
Müşriklerin yaptığı birtakım cazip teklifleri geri çevirmiş; kararlılığını şu meşhur sözüyle ortaya koymuştur: “Güneşi sağ elime, Ay’ı da sol elime koysalar yine de yolumdan dönmem.
Hz. Peygamber yapılan çalışmanın düzgün ve sağlam olmasına önem vermiştir. Bu konuyla ilgili şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz bir iş yaptığı zaman, onu en güzel şekilde yapsın.
Kâbe’nin onarılmasında Mekkeliler arasında çıkan anlaşmazlık, Peygamberimizin hakemliği ile çözülmüştür.
Bir gün Hz. Muhammed ve arkadaşları otururken önlerinden bir cenaze geçer. O hemen ayağa kalkar. Yanındakiler, cenazenin Müslüman olmadığını söylerler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Bu da bir insan değil mi?” buyurdu.